Senin gibi aydinlar ne istediklerini hic bilmedikleri icin beni hasta ediyorlar. Demokrasi diyorsunuz, sonra seriatcilarla isbirligi yapiyorsunuz. Insan haklari diyorsunuz, terorist katillerin pazarliklarini yurutuyorsunuz... Avrupa diyorsunuz, Bati dusmani Islamcilara yag cekiyorsunuz... Feminizm dersiniz, kadinlarin baslarini orten erkekleri desteklersiniz. Kendi fikrinle vicdaninla davranmiyorsun da, burada bir Avrupali nasil davranirdi onun gibi yapayim diyorsun! Ama Avrupali bile olamiyorsun!
Yasadigi anin ayrintilarina duydugu bu olaganustu algi acikligi, "su an her seyin her seyle iliskili, kendisinin ise bu derin ve guzel dunyanin ayrilmaz bir parcasi oldugu" duygusu icinde oyle bir gucle yukseldi ki, yeni bir siirin gelmekte oldugunu dusunerek Ataturk Caddesi'nde bir cayhaneye girdi. Ama siir gelmedi aklina.
Tek tek yoksullara belki acinir ama bir millet fakir olunca butun dunya hemen o milletin aptal, kafasiz oldugunu, tembel, pis ve beceriksiz bir millet oldugunu dusunur ilk. Onlara acinacagina, gulunur. Kulturleri, toreleri, adetleri gulunc bulunur. Daha sonra bazen bu dusuncelerinden utanirlar da gulmeyi birakip o milletten gocmen isciler yerleri siliyor, en berbat islerde calisiyorsa isyan etmesinler diye onlarin kulturlerini ilginc buluyormus, hatta esitlermis gibi bile davranirlar.
Kendi buyuk kesfi demokrasiye Allah'in sozunden daha cok inanir gozuken Bati, Kars'taki bu demokrasi karsiti askeri darbeye karsi cikacak mi? Yoksa onemli olan demokrasi, ozgurluk ve insan haklari degil, dunyanin geri kalaninin Bati'yi maymun gibi taklit etmesi midir? Kendisine hic benzemeyen dusmanlarinin kazandigi bir demokrasiye Bati'nin tahammulu var midir?
"Cayhanelerde gunlerce, gunlerce hicbir sey yapmadan oturuyorlar," diye anlatti. "Her kasabada yuzlerce, butun Turkiye'de yuz binlerce, milyonlarca issiz, basarisiz, umutsuz, hareketsiz, zavalli adam. Ustlerine baslarina cekiduzen verecek halleri, yagli ve lekeli ceketlerini dugmeleyecek iradeleri, ellerini kollarini kipirdatacak enerjileri, bir hikayeyi sonuna kadar dinleyecek dikkatleri, bir sakaya gulecek halleri yok kardeslerimin." Cogunun mutsuzluktan uyuyamadigini, sigaradan kendilerini olduruyor diye zevk aldiklarini, cogunun basladigi cumleyi bitirmenin anlamsizligini kavrayip yarida biraktigini, televizyonu programi sevdikleri ve eglendikleri icin degil, cevrelerindeki diger kasvetlere tahammul edemedikleri icin seyrettiklerini, aslinda olmek istediklerini ama kendilerini intihara deger bulmadiklarini, secimlerde, kendilerine hak ettikleri cezayi versin diye en sefil partilerin en rezil adaylarina oy verdiklerini, surekli cezadan soz eden askeri darbecileri surekli umut vaat eden siyasetcilere tercih ettiklerini anlatti. Odaya giren Funda Eser'de hepsinin evlerinde luzumundan fazla yaptiklari cocuklarina bakan ve kocalarinin nerede oldugunu bile bilmedigi bir yerde hizmetcilik, tutun isciligi, halicilik ya da hemsirelik yaparak uc bes kurus kazanan mutsuz karilari oldugunu soyledi. Surekli cocuklarina bagirarak ve aglayarak hayata baglanan bu kadinlar olmasaydi butun Anadolu'yu sarmis olan ve hepsi birbirine benzeyen bu kirli gomlekli, trassiz, nesesiz, issiz, ugrassiz, milyonlarca erkek buzlu gecelerde kosebaslarinda donup olen dilenciler, meyhaneden cikip acik kanalizasyon cukuruna dusup yok olan sarhoslar gibi, ya da pijama terlikle bakkala ekmek almaya yollanip, yolunu kaybeden bunak dedeler gibi kaybolup giderlerdi. Oysa onlar, "su zavalli Kars sehrinde" gordugumuz gibi fazlasiyla kalabaliktilar ve tek sevdikleri sey de hayatlarini borclu olduklari ve utandiklari bir askla sevdikleri karilarina eziyet etmekti.
Ka pencere kenarindaki bir masaya oturdu. Tulun araligindan butun guzelligiyle gozuken karla kapli sokaga bakakaldi. Bos sokakta oyle huzunlu bir sey vardi ki, Ka cocukluk ve gencligindeki sokaga cikmanin yasaklandigi nufus ve secmen sayimlarini, genel aramalari ve herkesi radyolarin, televizyonlarin basinda birlestiren askeri darbeleri tek tek hatirladi. Radyoda marslar okunur, sikiyonetim bildirileri ve yasaklari duyurulurken Ka hep bos sokaklarda olmak isterdi. Herkesin tek bir konu etrafinda toplandigi, butun teyzelerin, amcalarin, komsularin birbirine yaklastigi askeri darbe gunlerini cocuklugunda Ka, bazilarinin Ramazan eglencelerini sevmesi gibi severdi. Ka'nin cocuklugunu aralarinda gecirdigi Istanbullu orta ve yuksek burjuva aileler, hayati kendileri icin cok daha guvenli kilan askeri darbelerden memnuniyetlerini biraz olsun gizlemek ihtiyaciyla, her darbeden sonra ortaya cikan sacma uygulamalari (butun Istanbul'un kaldirim taslarinin kisla gibi kireclenmesi, uzun saclilarin ve sakallilarin polis-asker zoruyla sokakta cevrilip kabaca tras edilmesi gibi) sessizce, gulumseyerek ignelerlerdi. Istanbullu yuksek Turk burjuvalari askerlerden hem cok korkarlar, hem de gecim sikintisi ve disiplinle yasayan bu memurlari gizlice kucumserlerdi.
Bu dunyada ne yapiyorum? diye dusundu Ka. Kar taneleri uzaktan ne kadar zavalli gozukuyor, ne kadar zavalli benim hayatim. Insan yasiyor, yipraniyor, yok oluyor. Bir yandan yok oldugunu, bir yandan var oldugunu dusundu: Kendisini seviyordu, bir kar tanesi gibi hayatinin aldigi yolu sevgi ve kederle izliyordu. Babasinin bir tras kokusu vardi, onu hatirladi. O kokuyu koklarken mutfakta kahvalti hazirlayan annesinin terliklerinin icindeki soguk ayaklarini, bir sac fircasini, gece oksure oksure uyandiktan sonra kendisine icirilen pembe renkli sekerli oksuruk surubunu, agzindaki kasigi, hayati yapan butun o kucuk seyleri, hepsinin birligini, kar tanesini...
Yoksulluk ya da caresizlik degildi icine bu kadar isleyen; sehrin her yerinde, fotografci dukkanlarinin bos vitrinlerinde, kagit oynayan issizlerle tikis tikis kalabalik cayhanelerin buzlu camlarinda, karla kapli bos meydanlarda daha sonra hep gorecegi tuhaf ve guclu bir yalnizlik duygusuydu. Sanki burasi herkesin unuttugu bir yerdi ve kar sessizce dunyanin sonuna yagiyordu.
Subscribe to:
Posts (Atom)