Mesnevi’de anlatildigi uzre bir gun bir bilge, kendi turleriyle ucmayi reddeden iki ayri cins kusa rastlar yol kenarinda. Hayli merak eder bu iki farkli yaratigin nasil olup da kendi aileleriyle, ait oldugu yerlerde yasamak istemediklerini, nasil olup da bir “yabanci”yi kendi kardeslerine yeglediklerini. Biri karga, biri leylek...O kadar farklidir ki kuslar, ihtimal veremez birbirlerini sevdiklerine, turdesleriyle degil de birbirleriyle ucmayi yeglediklerine. Oyle ya, karga dedigin kargalarla ucmalidir, leylek dediginse leyleklerle. Yaklasir ve merakla inceler kuslari. Ta ki her ikisinin de topal oldugunu kesfedinceye kadar. O zaman anlar ki, birlikte kacar, birlikte ucar, beraber yasamalari beklenenlerin yaninda tutunamayanlar. O zaman anlar ki, sahip olduklari degil, sahip olmadiklaridir kimilerini birbirine yakin kilan.

Merak ki en basit, en insani itki. Merak ki en cabuk yitirdigimiz ve yoklugunu dahi hissetmedigimiz deger. Merak icinde yasadigin alemi iliklerinde hissetmenin, baskalarinin hikayelerini paylasmanin, kendini gelistirmenin, bireysel ve toplumsal olgunlasmanin ilk adimi. Sadece kendini hayatini degil, bir baskasinin hayatini da, insanligin gidisatini da derinden anlamak icin bir caba. Dunyanin bir baska yerinde hic tanimadigin birinin parmagi kesildiginde, yüregi daglandiginda, feryadini duymak, kayitsiz kalmamak, o yaraya neyin sebep oldugunu sorgulamak...Kopmamak yerkurenin tip tip atan nabzindan. Kainata merakla bakmak, bakabilmek gerek.

“Kendine ragmen yasamak” bir sanattir. Bilen bilir.

Insanlik ofkeye karsi asi icat edemedi henuz.

Bu bir ruzgarli, firtinali mevsim. Her mevsim gibi gececektir elbet. Ama gecebilmesi icin evvela varligini tanimamiz ve anlamamiz sart.

Zaman tek bir kelime, ama tek bir sekilde yasanmiyor iste. “Zaman” baska, “vakit” baska, “an” baska, “dem” baska, “dehr” baska. Halbuki biz unutuyoruz bu ayrimlari. Zamana odaklanmaktan “an”i yasamaya firsat bulamiyoruz ki. Hayatimiz ya gelecegi planlamakla geciyor ya gecmisi hatirlamakla. En az yasadigimiz hakikat, “su an”in hakikatidir aslinda. Bir kapisi gecmise, bir kapisi gelecege acilan “an”in ismi ise “dem”. Icinde onceki ve sonraki zamanin olasiliklarini tasiyor. Bu yuzden dervisler tekrar eder durmadan, “dem bu demdir dem bu dem...” Peki ya dehr? Kesintisiz bir sekilde uzayip giden, dolayisiyla dilim dilim ayrilmayan o sonsuz butunun adidir dehr. Kimi alimler der ki: “Insanin zamanina ‘zaman’ deriz, Tanri’nin zamanina ise ‘dehr’.” Peki ya biz kadinlarin zamansal bolunmuslugune ne ad vereceğiz? “Dantel Zaman.” Cunku el emegi goz nuru dantel dantel oruyoruz zamani, arada bazi ilmikleri kacirsak bile...
Her sey zaten dengede ve ahenkte. Her sey zaten merkezinde.
Insan ki esrefi mahlukattir, icindeki semavi ozu kesfetmekle yukumludur. Cikacaksin yollara, kendine dogru git gidebildigin kadar. Kesif boynumuzun borcudur. Kendimizi kesfetmek, aski kesfetmek, dunyayi kesfetmek, otekini kesfetmek....Cakili kalmamak sirf aliskanliklardan oturu demir attigin koylara. Cikmak oralardan, gecmek dalgakiranlarin beri tarafina, bilmedigin memleketlere varmak, tatmadigin yemekler yemek, sozlerini anlamadigin sarkilarla iclenmek, risk almak, dagilmak ve parcalanmak ve hasret cekmek buram buram, gurbetin tadina bakmak ve kendini yabancinin gozunden gormek, sasirmak yeniden, sasirmak bir cocuk gibi dunyanin hallerine, cesitliligine, guzelligine, acimasizliklarina...sasirmak olene kadar...sasirma kabiliyetini hic yitirmemek...budur son tahlilde Ademogullarina Havvakizlarina kendilerini kesfettirten seruven.
Nereye gidersen git, kactiklarini goturursun beraberinde. Ne kadar kilometre kat edersen et, yakinlasamazsin kendine, eger zihninin ve yüreginin sinirlari duruyorsa yerli yerinde. Aslolan hikayeleri arsinlamaktir, memleketleri degil...Ve her seyyah bilir ki, gittigi yerde gene kendisidir onu karsilayacak olan. Kendi gecmisi. Huzursuz ruhlar bilmez mi sanirsiniz, ne kadar dolasirlarsa dolassinlar huzur bulamayacaklarini...
Gunler gunleri kovaliyor. Gunler gunleri aynen tekrarliyor. Yoruluyorlar. Yasamaktan degil, yasayamamaktan yoruluyorlar.
It is a monkey's wedding and an elephant's divorce.
Why do we live in a place where the air hurts my face?
Grateful for:
Early wake ups = Children to love
House to clean = Safe place to live 
Laundry = Clothes to wear
Dishes to wash = Food to eat
Crumbs under the table = Family meals
Grocery shopping = $ to provide for us 
Toilets to clean = Indoor plumbing
Lots of noise = People in my life 
Endless questions about homework = Kids' brains growing
Sore and tired in bed = I am still alive!
Amen
I trust the consciousness of all and bring forth the highest consciousness that I am.
Do you know what "assume" means?
Let me show you:
Ass + u + me